Tarih Ders Anlatımları

II. Dünya Savaşı’nın Başlaması İhtimali Karşısında Türkiye’nin Aldığı Tedbirler

1. Milletler Cemiyeti’ne Üyelik (1932)

Türkiye, uluslararası sorunları barışçıl yollarla çözmek amacıyla 1920’de kurulmuş olan Milletler Cemiyeti’nin büyük devletlerin çıkarları doğrultusunda kullanılmaya başlanması ve cemiyetin özellikle Musul sorununda İngiltere yanlısı bir tutum  sergilemesi Türkiye’nin bu teşkilata karşı olumsuz bir tavır takınmasına sebep oldu. 1930’ların başlarında Almanya ve İtalya’nın dünya barışını tehdit eder hale gelmeleri, Türkiye’nin uluslararası politikada önemini artırmıştı. Batılı ülkeler, Türkiye’ye  Milletler Cemiyeti’ne üyelik davetinde bulundular.

Türkiye;

  • Dünya barışına katkıda bulunmak,
  • Uluslararası alandaki etkinliğini artırmak,
  • Sorunları barışcı yollarla çözümlemek

amacıyla Milletler Cemiyeti’nin davetine olumlu yanıt verdi ve 18 Temmuz 1932’de bu cemiyete üye oldu. Zira Milletler Cemiyeti’nin teklifini kabul etmemesi uluslararası kamuoyunda Türkiye’nin savaş taraftarı bir devlet olduğu izlenimini doğurabilirdi.

2.  Balkan Antantı (1934)

1930’ların başlarında Hitlerin, Balkanları ve Doğu Avrupa’yı Almanya’nın hayat alanı olarak kabul etmesi ve Mussolini’nin Balkan topraklarında genişlemeye yönelik girişimleri, bu bölgedeki devletleri tedirgin etmiş ve birbirine yakınlaştırmıştı.

Bu gelişmelere bağlı olarak bölgesinde insiyatifi ele alan Türkiye 1933’te sırasıyla; Yunanistan, Yugoslavya, Bulgaristan ve Romanya ile birer dostluk antlaşması yaptı. Bu antlaşmalar Balkan Antantı’na giden yolu açtı. Balkan Antantı 9 Şubat 1934’te Atina’da, Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalandı.

Balkan Antantı, üye devletlerin birbirlerine saldırmaması ve üye dev­letlerden birinin, diğerlerinden birine karşı herhangi bir siyasal faaliyette bulunmaması esasına dayanıyordu. Türkiye Balkan Antantı’na öncülük yapmakla iki amaç taşımıştı:

  • Almanya ve İtalya’nın yayılmacı politikalarına karşı batı sınırlarının güvenliğini sağlamak
  • Bölgesel barış yoluyla dünya barışına katkıda bulunmak

Arnavutluk, İtalya’nın baskısı altında olduğu için, Bulgaristan ise genişleme siyaseti izlediği için Balkan Antantı’na katılmadılar. Diğer yandan Yunanistan’ın etkinliğini gittikçe artıran İtalya ile yakınlaşması, Yugoslavya’nın da 1937’de Balkan Antantı’na katılmak istemeyen Bulgaristan ile ikili antlaşma yapması Balkan Antantı’nın etkisini yi­tirmesine neden oldu.

3.  Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi (1936)

Lozan Antlaşması’nda Boğazların yönetiminin uluslararası bir ko­misyona bırakılmasına ve Boğazların her iki yakasında toplam 15 km’lik bir alanda asker ve silah yığınağı yapılmasının yasaklanması­na karar verilmişti. Bu düzenlemeler Türkiye’nin egemenlik haklarını sınırlandırmakla birlikte İstanbul’un güvenliği için de bir sorun oluş­turuyordu.

Türkiye Boğazların statüsünde değişiklik yapılması önerisini ilk kez Londra Silahsızlanma Konferansı’nda dile getirdi. İtalya’nın Oni­ki Ada’yı silahlandırması ve Habeşistan’a saldırması, Almanya’nın Ren Bölgesi’ne asker çıkarması dünya barışını tehdit etmeye başla­mıştı. Bu durum Türkiye’nin boğazlar konusundaki girişimlerine hız kazandırdı. Türk Hükümeti 1936’da Boğazların statüsünü yeniden değerlendirmek amacıyla uluslararası bir konferans toplanmasını istedi. Uluslararası toplumun Türkiye’nin bu isteğini desteklemesi sonucunda İsviçre’nin Montrö kentinde bir konferans toplanmasına karar verildi.

Türkiye, SSCB, Bulgaristan, İngiltere, Fransa, Yunanistan, Yugoslavya, Japonya ve Avustralya’nın katılımıyla toplanan konferansta, “Montrö Boğazlar Sözleşmesi” kabul edildi (20 Temmuz 1936).

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile;

  • Türkiye Boğazlarda ve Marmara Adalarında asker ve silah yığınağı yapabilme hakkı kazandı.
  • Boğazların uluslararası ticarete açık tutulması ve ticaret gemilerinin Boğazlardan geçişinin serbest olması kararlaştırıldı.
  • Türkiye’nin yer almadığı bir savaşta, savaşın içinde olan dev­letlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi yasaklandı. Barış dönemlerinde Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin Boğazlardan geçirecekleri gemilere zaman, sayı ve tonaj sınırlamaları

4.  Sadabat Paktı (1937)

Balkan Antantı ile Batı sınırlarının güvenliğini büyük ölçüde güvence altına alan Türkiye güneyde de sınır güvenliği için harekete geç­ti. İtalya’nın Habeşistan’a saldırması Orta Doğu’da da bir güvenlik sorunu ortaya çıkartmış ve bölge devletleriyle Türkiye’yi birbirlerine yaklaştırmıştı.

İran ve Irak aralarındaki sorunlar nedeniyle Türkiye ile ayrı ayrı pakt­lar yapmak istemişlerse de Türkiye iki devlete “Balkan Antantı” örneğinde olduğu gibi bölgesel bir pakt oluşturmayı kabul ettirdi. Bu üç devlete Afganistan’ın da katılmasıyla 8 Temmuz 1937’de “Sadabat Paktı” imzalandı.

Türkiye Sadabat Paktı’na öncülük yapmakla iki amaç taşımıştır:

  • İtalya’nın Orta Doğu’daki yayılmacı girişimleri karşısında güney sınırlarının güvenliğini sağlamak.
  • Bölgesel barış yoluyla dünya barışına katkıda bulunmak.

5. Hatay Sorunu ve Hatay’ın Anavatana Katılması (1939)

Kurtuluş Savaşı sırasında imzalanan 20 Ekim 1921 tarihli Anka­ra Antlaşması ile Hatay, Fransa’ya bırakılmıştı. Ancak antlaşma, Hatay’da özel bir yönetim kurulmasını ve Türkçe’nin resmi dil niteliğinde olmasını öngörüyordu.

Fransa 1926’da Hatay’da önce “Bağımsız iskenderun Hükümeti”ni kurdu, sonra da Suriye’nin tepkisi nedeniyle bu hükümetin Suriye’ye bağlanmasını kabul etti. Ancak bu kez de Hatay’da bulunan Türkler bu duruma tepki gösterdiler. 1930’da Milletler Cemiyeti’nin Hatay’a özerk bir statü verilmesine yönelik kararı tartışmaları geçici de olsa durdurdu.

Asıl sorun Fransa’nın 1935’te Suriye’deki manda yönetimini kaldırmasının ardından ortaya çıktı. Zira Fransa, Almanya’nın kendisi için Avrupa’da oluşturduğu tehdit yüzünden Suriye’deki askerlerini geri çekiyor, çekilirken Hatay’ı Suriye Hükümeti’ne bırakıyordu.

Türkiye bu karara karşı çıkarak sorunu Milletler Cemiyeti’ne götürdü. Cemiyet, Hatay’a özerk bir statü kazandırılması yönünde karar aldı. Hatay iç işlerinde bağımsız olurken dış işlerinde de Suriye’ye bağlı olacaktı. Türkiye ve Fransa arasında 1937’de yapılan bir antlaşmayla da Hatay’ın toprak bütünlüğü bu iki devletin güvencesi altına alındı. Ancak Fransa, Avrupa’daki gerginliğin bitmesinin ardından Suriye’ye geri dönmeyi hesapladığı için Hatay’daki bu statünün uygulanmasını oyalama yoluna gitti.

Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’nin öngördüğü statünün hayata hemen geçirilmesi yönündeki istekleri Fransa tarafından kabul görmeyince iki ülke ilişkilerinde gerginlik tırmandı. Öyle ki, Türkiye Hatay sınırına asker yığmaya bile başladı. Fransa, hem Türkiye’nin kararlılığı karşısında hem de komşusu olan Almanya’nın Avrupa’da giderek daha büyük bir tehlike halini almaya başlamasının etkisiyle geri adım attı.

Türkiye ve Fransa’nın gözetiminde yapılan seçimlerin ardından Hatay Millet Meclisi oluşturuldu (1938). Millet Meclisi yaptığı ilk toplantıda cumhuriyet ilan etti. Cumhurbaşkanlığına Taytur Sökmen, Başbakanlığa da Abdurrahman  Melek getirildi. Hatay’da Türkiye yasaları ve Türk parası kullanılacaktı.

Fransa; Avrupa’da II. Dünya Savaşı tehlikesinin gittikçe büyümesi karşısında Suriye’deki askeri varlığını tamamen geri çekmek zorunda kaldı ve Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını onayladı. Bu gelişmenin ardından Hatay Millet Meclisi, yaklaşık bir yıllık bağımsızlık sonrasında oy birliğiyle Türkiye’ye katılma kararı aldı (1939).

Yorum Alanı